Telefonu ilk açtığımda hayatımın bu iki kelimeyle tamamen altüst olacağını bilemezdim

Sırlar, Yıllar ve O Beklenen Telefon

“Derya kayıp.”

Telefonu ilk açtığımda hayatımın bu iki kelimeyle tamamen altüst olacağını bilemezdim. Üniversiteye başlamadan önce arkadaşlarıyla birkaç günlük deniz tatiline gitmek isteyen o masum kız, 18 yaşındaki sarı saçlı Derya’m, bir sabah sahile gitmek üzere kaldığı pansiyondan çıkmış ve bir daha geri dönmemişti. Telefonu kapalıydı, izi tozundu.

Aramadık yer, çalmadık kapı bırakmadım. Günler haftalara, haftalar aylara, aylar ise koca yıllara döndü. Etrafımdakiler artık gerçeği kabullenmem gerektiğini, kızımın hayatta olmadığını fısıldıyordu. Ama bir annenin kalbi susar mıydı? Derya’nın odasına hiç dokunmadım. Masasında üniversite defterleri, dolabında en sevdiği mavi elbisesi öylece duruyordu. Gece yarısı odasına girip yatağının kenarında sessizce ağlamak, tek tesellim haline gelmişti.

Yıllar su gibi akıp geçti. 18 yaşındaki kızım; 20, 22, 25 ve sonunda otuz yaşına girdi. Ben bu acıyla yaşamayı öğrenmeye çalışırken, mutfakta tek başıma oturduğum o doğum günü akşamı telefonum çaldı.

Ekranda yabancı bir numara vardı. Normalde asla açmazdım ama o gün parmağım sanki iradem dışında ekrana dokundu. Karşıdaki sessizliği genç bir kadın sesi bozdu: — “Merhaba… Siz Derya’nın annesi misiniz?” Elim titremeye başladı. — “Evet.”“Ben sizi yıllardır bulmaya çalışıyordum. Derya’yı tanıyorum… Hatta onu çok iyi tanıyorum.”

Nefesim kesilmişti. Kadın, telefondan bana birkaç saniye sonra bir fotoğraf gönderdi. Ekrandaki kadın yıllar önceki çocuk Derya değildi; ama o gözler… Dünyanın neresinde görsem tanırdım. Fotoğrafın altında ise kalbimi yerinden oynatan o tek cümle yazıyordu:

“Anne, eğer bu mesaj sana ulaştıysa hâlâ beni beklediğini biliyorum. Lütfen vazgeçme.”

Peki Derya o gece neden kaybolmuştu? Yıllardır neredeydi ve şimdi neden ortaya çıkıyordu?

(Devamı için sonraki sayfaya geçiniz…)

Leave comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *.