Kızım Duru on altı yaşındaydı. Sessiz, başarılı ve aramızdaki bağın kırılamayacağına inandığım kadar da sorumluluk sahibi bir çocuktu
Gizli Odalar, Yalanlar ve Takip Edilen Sokaklar
Kızım Duru on altı yaşındaydı. Sessiz, başarılı ve aramızdaki bağın kırılamayacağına inandığım kadar da sorumluluk sahibi bir çocuktu.
Ta ki eve geç gelmeye başlayana kadar…
İlk başta haftada bir olan gecikmeler, kısa sürede her güne yayıldı. Akşam yediler, dokuzlar buluyor; eve geldiğinde yüzü bembeyaz oluyordu. Gözlerini kaçırıyor, telefonuna gelen gizli mesajları benden saklıyordu. Okuluna gittiğimde rehber öğretmeni, teneffüslerde sık sık okuldan ayrıldığını ve bunun bir “aile meselesi” olduğunu söylediğini belirtti.
Aile meselesi mi? Benim haberim olmayan ne olabilirdi?
Bir akşam Duru yine sessizce ağlayarak eve geldiğinde dayanamadım. Kolundan tutup gerçeği anlatsın istedim. Ancak o, gözlerinde korku dolu bir yalvarışla sadece tek bir cümle kurdu: — “Lütfen anne. Peşimden gelme.”
Ertesi gün, montunun cebinde bulduğum küçük kâğıtta bir adres ve saat yazıyordu: 18.30. Dayanamadım ve onu takip ettim. Şehrin eski, kasvetli sokaklarından birindeki üç katlı eski bir binaya girdiğini gördüm.
Birkaç dakika sonra ben de kapısının önüne geldim. Tam zile basacakken içeriden bir çocuk ağlaması duydum. Ve ardından Duru’nun o korumacı sesi kulağımda çınladı: — “Merak etme, annem burada.”
Kanım dondu. İçerideki çocuk kimdi? Ve Duru neden bana “annem” demişti?
(Devamı için sonraki sayfaya geçrimi…)

